top of page

İnsanın Seçme Özgürlüğü: Kaderin Pençesindeyken Özgür Olmak Mümkün Mü?

iplerle kontrol edilen iki adam
“İnsandan her şey alınabilir ancak tek bir şey alınamaz: İnsan özgürlüklerinin sonuncusu – herhangi bir durumda kendi tavrını seçme, kendi yolunu seçme özgürlüğü.”— Dr. Viktor Frankl

Bugün hem kişisel olarak hem de Felsefe yüksek lisansı yaptığım dönemde akademik olarak ilgilendiğim bir konuyu sorgulamak istiyorum. Yaşamda kadersel olaylar bizi pençesine alıp adeta tüm kontrolü ele geçirdiği anlarda, insan olarak özgürlüğümüz baki midir? Her şeye rağmen daima seçim yapma özgürlüğüne sahip miyiz?


20’li yaşlarımın ortasına kadar, başımıza kadersel olaylar gelse bile, yaşamlarımızın nihai mimarı olduğumuzu ve kadersel durumlarda bile özgür irademizle sınırsız seçenek arasından seçimler yapabileceğimizi düşünüyordum. Ancak umulmadık yaşam deneyimlerim, beni bambaşka bakış açılarını gözden geçirmeye davet etti. 


2020 yılında babamı aniden kaybettiğimde ve kendimi bir anda kaotik bir yas sürecinin içinde bulduğumda, yaşamın sadece özgür irademizle şekillenmediği gerçeğiyle çok sert bir şekilde yüzleştim. Bazen duygularımızın benliğimizi adeta ele geçirdiğini ve kendilerini bize dayattıklarını öğrendim. Sandığım gibi her koşulda sınırsız seçeneğimiz yoktu. Yaşamın iplerinin bütünüyle elimizden kayıp gittiği, kendimizi bile kontrol edemediğimiz yaşam deneyimleri vardı. Bu gerçek beni derinden sarstı.


Babamın ölümünden 2 yıl sonra, çok sevdiğim dedeme pankreas kanseri teşhisi konulması ve onu çok zorlu bir hastalık süreci sonunda yaşamdan uğurlamak, bana kendimi bir kez daha tamamen kaderin pençesindeymişim gibi hissettirdi. Yaşam bizi büyük acılarla sınadığında, özgürlük alanımızın ne kadar küçüldüğünü, bazen tek seçeneğimizin sadece acının içinden geçmek olduğunu deneyimledim. Böylece uzunca bir süre, özgür iradeye olan inancımı tamamen yitirdim ve kaderlerimizin bizi baştan aşağıya kontrol ettiğine inandım.

2026 yılında, değerli psikiyatrist Dr. Viktor Frankl’ın felsefesiyle tanıştığımda ise benim için yepyeni bir ufuk açıldı. Aldığım “Logoterapi ve Varoluşçu Analiz” eğitimi, beni tüm yaşadıklarımı yeniden çerçevelediğim bambaşka bir bakış açısı ile tanıştırdı. 


Yaşamının 3 senesini toplama kamplarındaki korkunç koşullarda geçirmiş Frankl’a göre, kadersel olaylar karşısında dahi tavrımızı belirleme özgürlüğüne sahiptik. Başına gelen kadersel durumlar karşısında nasıl bir tutum takınacağını belirleme yetisi, insan doğasının özünde mevcuttu. 


İşte bu bakış açısı, beni yaşamıma yeni bir pencereden bakmaya davet etti. Son yıllarda ne kadar acı verici kadersel olayla karşılaşmış olursam olayım, acıyı görmenin ve cesurca onun içinden geçmenin benim kendi seçimim olduğunu fark ettim. Frankl’a göre, yaşamlarımızdaki anlık durum ve kesitlerde bizim için en anlamlı seçimi yapmalıydık. Ve yaşam deneyimlerim bana, bazen acıyı yok etmek mümkün olmadığında, en anlamlı olanın yaşama devam etmek ve o acının içinden geçerek pişmek olduğunu öğretti. Zihnimde açılan bu yeni pencere, beni kader karşısında çaresiz bir kurban gibi hissetmekten özgürleştirdi.


Bugün bu yazı vesilesi ile sizleri de kendi yaşam deneyimleriniz üzerine düşünmeye davet etmek isterim. Kader kurbanıymış gibi hissettiğiniz o kontrol dışı durumlarda, size ait olan o biricik tutumunuz neydi? O kadersel durumlara verdiğiniz anlamlı cevap neydi? Acı kaçınılmaz olduğunda, o acı karşısında sizi siz yapan seçiminiz neydi? 


Belki de bazen kim olduğumuzu en çok keşfettiğimiz anlar, kadersel durumlar karşısında takınacağımız tutumları seçtiğimiz anlardır. Ve bizi insan yapan özümüz, işte tam da bu tutumu seçebiliyor olmaktır. Ne dersiniz? 🤍

Yorumlar


bottom of page